Türkiye; bir deprem ülkesi! 17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan deprem felaketinin ardından geride bıraktığımız 22 yılda ülkemizde çok fazla şey değişmedi. 2020 yılında yaşanan Elazığ ve İzmir depremlerinde çok sayıda ev yıkıldı. Yüzlerce insan hayatını kaybetti. Buna ek olarak, İstanbul depremi de ülkemizi bekleyen tehlikelerden birisi!
Kentsel dönüşüm; depremin etkilerini en aza indirmek adına uygulanan bir proje! Ancak, kentsel dönüşüm; İstanbul dışındaki şehirlerde yaygın değil! Bu yüzden, diğer şehirlerde çok sayıda riskli binanın yer aldığını ifade etmeliyiz.
Yazımız sayesinde hangi binaların deprem riski taşıdığını öğrenebilirsiniz. Bu sayede, kendi yaşam alanınızın riskli olup olmadığı hakkında bilgi alabilirsiniz. O halde başlayalım!
Binanın Deprem Riskli Olup Olmadığı Nasıl Anlaşılır?
Her vatandaşın oturduğu binanın sağlam olup olmadığına dair bir ön tespit çalışması yaptırması gerekiyor. Bir binanın riskli olduğunu gösteren faktörler vardır. Her yaştan tüketicinin bu konuda bilinçli olması şart!
- Birçok kişinin aklında risk tespiti ile deprem dayanıklılık raporunun aynı şeyler olup olmadığına dair soru işaretleri mevcut! Ancak, ikisi aynı şeyler değil! Bilhassa risk tespitinin yapılmasının ardından geri dönülmesi mümkün olmayan bir yola giriliyor. Bir başka deyişle, binanın riskli olduğunun belirlenmesiyle beraber ilçe belediyesi devreye giriyor. Bu noktada, bina sahibine tebligat gönderiliyor. Binanın en çok 60 gün içerisinde yıkılması şart!
- Binanın riskli olup olmadığının tespit edilmesi dışında bir de dayanıklılık raporu mevcut! Hatta, birçok uzmana göre dayanıklılık raporu öncelikli olarak tercih edilmeli! Dayanıklılık raporu; mühendislik firmaları tarafından hazırlanıyor. Kentsel dönüşüm için gerekli olan risk tespit raporu ise bakanlık onaylı kurumlar tarafından veriliyor.
- Binanın deprem riski taşıyıp taşımadığını incelemek adına görevlendirilen mühendisler; binadan karot örnekleri alıp inceliyorlar. Bunun yanı sıra, binanın zemin yapısı da dikkatli bir şekilde inceleniyor. Sonuç olarak, elde edilen veriler doğrultusunda bir rapor hazırlanıyor. Bu raporu almak son derece kolay! 10 daireden ibaret olan bir binada daire başına en çok 500 TL ödenmesi sayesinde söz konusu rapor elde edilebilir.
- Bina dayanıklılık raporunun farklı sonuçları olabilir. Bu rapora göre binanın riskli olduğu tespit edilirse daire sahiplerinin kendi aralarında konuşması ve anlaşması gerekiyor. Bir başka deyişle, istedikleri takdirde en kısa süre içerisinde kentsel dönüşüm sürecini başlatabilirler. Rapor sonucuna göre binanın riskli olduğu anlaşılırsa işler değişir! Çünkü, binanın kentsel dönüşüm için ön hazırlık aşaması dahi mümkün olmaz.
- Sonuç olarak, dayanıklılık raporu veya risk tespiti raporu ile binanın depreme karşı dayanıksız olduğu tespit edildiğinde farklı çözümlere başvurulabilir. Söz konusu bina için güçlendirme çalışmaları yapılabilir. Ayrıca, binanın yıkılması da gündeme gelebilir. Bu noktada, daire sahiplerinin işin ciddiyetinde olması gerekiyor. 30 Ekim 2020 tarihinde yaşanan İzmir depreminde yıkılan bazı binaların risk tespitlerinin yapılmış olmasına rağmen yıkılmaması; depremin ardından ortaya çıkan gerçeklerden birisi oldu. Daire sahiplerinin bu tür raporları önemsememesi; birçok insanın hayatını kaybetmesine sebep oldu.
- Daire sahiplerinin riskli evlerinin yıkılması sürecinde endişe etmelerine gerek yok! Çünkü, devletten kredi veya kira yardımı almaları mümkün! Bilhassa orta yaş ve üzeri vatandaşların maddi sebeplerden dolayı riskli evlerinde oturmaya devam etmeleri son derece yanlış bir karar olacaktır. Devletin evi yıkılan ancak yeniden yapılacak olan vatandaşlara bu süreçte maddi destek sunduğu biliniyor.
Hangi Binalar Riskli Kategorisinde Yer Alır?
Bazı binalar; yalnızca dış görünüşleri ile dahi riskli olduklarını belli eder. Bu noktada, aşağıdaki özelliklere sahip bir binanın en kısa sürede güçlendirilmesi veya yıkılması şarttır.
- 1999 yılından önce yapılan tüm binalar riskli kategorisindedir. Türkiye’deki ilk deprem yönetmeliği; 1940 yılında yayınlanmıştır. Ancak, sonraki yıllarda bu yönetmeliğin yenilendiğini belirtmek gerekir. Bilhassa 1999 Marmara depreminin ardından deprem yönetmeliğinde önemli değişiklikler olmuştur. Bu yüzden, 1999 yılından önce inşa edilen binaların risk taşıması muhtemeldir.
- Projesiz ve ruhsatsız binaların riskli olduğunu söylemek mümkün! Tüketicilerin bu tür binalarda oturmaması gerekiyor. Oturanların da binanın durumunu en kısa sürede ilçe belediyesine bildirmesi şart!
- Binanın nasıl ve ne şekilde yapıldığı da önemli! Türkiye’de birçok binanın yapımında kalitesiz malzemeler kullanılıyor. Örneğin, inşaatta hazır beton kullanılmadığı takdirde söz konusu binanın deprem riski taşıdığını söylemeliyiz.
- Binadan daha önce alınan karot beton dayanımı C10 altında olduğu takdirde söz konusu binanın durumu kritiktir.
- Türkiye’deki birçok binanın kolon ve kirişlerinde çatlaklar bulunur. Birçok kişi bu durumu önemsemez. Ancak, bu tür binaların düşük şiddetli depremlerde dahi yıkılması söz konusu olabilir.
- Riskli binanın kendi kendisini belli eden özellikleri de mevcuttur. Örneğin, bir binanın bodrum katında rutubet olması, kolon demirlerinde paslanma olması, betonda deniz kabuklarına rastlanması; dikkat çekici detaylardır. Bu yüzden, bu tür binaların riskli kategoride olduğunu ifade etmeliyiz.
- Binanın zemin özellikleri de önemlidir. Dere yatağında bulunan bir binanın kağıt üzerinde riskli olduğunu söylemek mümkün! Dolgudaki binalar için de aynı durum geçerli!
Kentsel Dönüşüm Neden Önem Taşıyor?
Kentsel dönüşüm; İstanbul başta olmak üzere birçok şehrin depreme hazırlanması adına önem taşıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı; kentsel dönüşüme çok önem veriyor. Ülke genelinde 6 milyon 700 bin konutun riskli olduğu tespit edilmiş. Yalnızca bu sayı dahi durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Bu konutların tümünün dönüşümü adına ortalama 20 yıllık bir süre öngörülüyor. Buna ek olarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı; beş yıl içerisinde en az 1 milyon 500 bin konutun kentsel dönüşüme tabi olmasını istiyor. Bu noktada, her yıl 100 bini İstanbul’da geri kalanı diğer şehirlerde olmak üzere toplam 300 bin konutun dönüşümü hedefleniyor.
Kentsel dönüşümün birtakım riskleri de söz konusu! Her şeyden önce, bu süreci rant olarak görenler var! Müteahhitlerin fazla m2 hesabı yapması, arsa sahiplerinin bu durumdan istifade etmeye çalışması gibi sorunlar kentsel dönüşüm sürecini sekteye uğratıyor. Bir başka deyişle, riskli binalar üzerinden kar elde etme düşüncesinden vazgeçilmeli! Bunun yanı sıra, kentsel dönüşüm sürecine dahil olacak tüketicilerin aşağıdaki hususlara dikkat etmesi şart!
- Her şeyden önce, durum tespiti yapılmalı! Tüketicinin belediyeye gidip imar durumu hakkında bilgi alması gerekiyor. Ayrıca, tapuda herhangi bir sorunun olup olmadığı da incelenmeli! Bazı binalarda kaçak kat veya plan değişikliği gibi durumlara rastlanabilir. Proje aşamasında 8 katlı olarak gösterilen bina; proje bitiminde 6 kata düşmüş olabilir. Bu detaya hakim olmayan birinin binanın yıkım sürecinde ciddi sıkıntılar yaşayacağı aşikar!
- Kentsel dönüşüm sürecinin öne çıkan detaylarından birisi de kat karşılığı inşaat sözleşmeleri! Bu tür sözleşmelerin tek taraflı feshedilmesi mümkün değil! Yalnızca mahkeme kararı ile feshedilmesine rastlanıyor. Bu noktada, tüketicinin müteahhit şirket yapısını araştırması gerekiyor. Yapılan yeni düzenleme ile beraber söz konusu firmanın yüzde 10’luk bir teminat göstermesi gerekiyor. Tüketicinin bu teminatın olup olmadığını öğrenmesi şart! Ayrıca, sözleşmelerdeki süre konusuna da önem verilmeli! Süre ile ilgili tüm bilgiler doğru ve eksiksiz bir şekilde yazılmalı!



